Alçaklara Kar Yağıyor !

Bütün bu şerâitten daha elîm ve daha vahim olmak üzere, memleketin dahilinde, iktidara sahip olanlar gaflet ve dalâlet ve hattâ hiyanet içinde bulunabilirler.

Hattâ bu iktidar sahipleri şahsî menfaatlerini, müstevlilerin siyasi emelleriyle tevhit edebilirler. Millet, fakr ü zaruret içinde
harap ve bîtap düşmüş olabilir.

Aynen öngördüğün gibi ATAM.

Aman Sakin Olalım !


Biraz önce yalnızca onlarca haneye değil, bu ülkeyi seven milyonlarca yüreğe ateş düştü. 13 aslanı kahpe kurşunlar aldı
bizden. Onlar şehadet şerbetini tattı. Lakin, geride kalanlar ne yapsın ?

İlk değil bu. Bu basiretsizlikle son da olmayacak. Ateş dağlarken yüreğimizi Avcılarda patlayan bombanın 4 kişiyi yaraladığı haberi geldi.

Teröristlere kardeşim diyen şerefsizler NERDESİNİZ ! Ve o şerefsizleri savunan bunu da demokrasi adına hukuk adına yaptığını söyleyen, Genelkurmayı bu şerefsizleri resepsiyona çağırmadı, sizin gibi terörü, teröristi, katillerin kardeşlerini beslemedi diye eleştiren şerefsizler asıl siz NERDESİNİZ ?

Bu ülke de at izi ile it izi birbirine karışmıştır. Ama size ikisini ayırmanın yolunu anlatayım. Yarın herkes bu saldırıyı kınayacak koca koca adamlar koca koca laflar edecek.

"Dökülen kan yerde kalmayacak"

"Operasyonlar son hızıyla devam ediyor"

"Şehitlerimize Allah'tan rahmet kalan yakınlarına baş sağlığı diliyoruz"

"Şüphesiz ki bu saldırılar bizim birliğimizi, beraberliğimizi, bütünlüğümüzü asla zedelemeyecektir"

"Mücadelemiz azim ve kararlılıkla devam edecektir"

Ama esas neyi söyleyemeyeceklerini -ki asıl söylenmesi gerekeni- söyleyeyim;

"Askerimiz Kuzey Irak'a girmiş kandil dağını kuşatmıştır"

Bu açıklamalardan bir kaç gün sonra Amerika Türkiye'nin kaybından dolayı üzüntüsünü bildirecek ancak Kuzey Irak'a (daha doğrusu Amerika'nın 53. eyaletine ) tek taraflı bir operasyon yapılmaması gerektiğinin altını çizecek.

Ardından bir takım omurgasız köşe yazarları çıkıp;

Kendilerinin de terörden ve saldırılardan ne kadar üzüntü duyduğunu, Amerika'nın ve Barzani'nin bu konuda somut adımlar atması gerektiğini, ANCAK Kuzey Irak'a yapılacak bir operasyonun Türkiye'ye neler kaybettireceğini uzun uzun anlatıp, "AMAN SAKİN OLALIM" diyecekler.

Onların söyledikleri için de doğrularda olacak -ki her iyi yalanın içinde vardır- , bunları ileride tartışırız . AMA onlar daha yazılarını yazmadan söyleyeceğim bir şey var.

Eğer vakti zamanında ANANIZ BİRAZ SAKİN OLSAYDI, hem babanız BELLİ OLURDU, hemde belki sizde de birazcık olsun ŞEREF birazcık olsun HAYSİYET BULUNURDU.

103 milyon YTL yi Soba da Yakmak !

Aslında böyle yazınca pek akıl karı gözükmüyor. Ama 21 ekim günü bunu yapacağız. Daha doğrusu Tayyip yapacak. İnanın ki niye yapacağını ben dahi halen çözmeye uğraşıyorum.



Olayların nasıl başladığını hatırlayalım. Anayasa mahkemesinin verdiği saçma sapan karara kızan Tayyip Erdoğan, madem öyle işte böyle deyip hem erken seçim kararı almış, hemde 11. den başlayarak Cumhurbaşkanları'nın 5 yıl için 2 kez halk tarafından halka seçilmesini öngören bir anayasa değişiklik paketi hazırlamıştı. Paket için mecliste 2/3 çoğunluk bulunduysa da dönemi Cumhurbaşkanı Sezer paketi halk oylamasına ( pek çok yazarcık referandum olarak yazıyor, herhalde daha havalı oluyor öylesi [1] ) gönderdi.

Tabi Sezer'in paketi kabul edileceğini bile bile halk oyuna sunması ayrı bir rezillik de bizim hikaye daha yeni başlıyor. Sonuçta seçimler yapıldı , ardından Abdullah Gül 11. Cumhurbaşkanı seçildi. İyi de 11.Cumurbaşkanını halk seçer diyen anayasa değişikliği hala gün sayıyordu.

CHP'nin başlattığı girişimle 11.Cumhurbaşkanına ilişkin saçmalık paketten çıkartılıyor. Ancak kalan maddeler yine de oylanacak. Buraya kadar her şey gayet normal görünüyor. Tabi şu an bir komisyonun harıl harıl yeni bir anayasa yazdığını ve bu yeni anayasanın en geç 4-5 içinde halk oyuna sunulacağını hesaba katmazsanız.

Yani işin özeti en fazla 4-5 ay sonra bir halk oylaması yapılacakken anayasa için 21 ekimde bir oylama daha yapılacak. İş sadece bu saçmalıkla kalsa, bu memleket ne saçmalıklar gördü bunu da atlatırız.

ANCAK ! YSK Başkanının açıklamasına göre bu halk oylamasının maliyeti 103 milyon YTL. Türk Harb-İş sendikasın araştırmasına göre bir ailenin aylık yakacak gideri yaklaşık 150 YTL . Yavaş yavaş kışa yaklaştığımız şu günlerde bu paranın anlamı; 687 bin ailenin ( ki bu da yaklaşık 2.800.000 kişi eder ) bir aylık yakacak ihtiyacına denk gelmektedir.



Bu halk oylamasına karşı çıkmayan herkes kışın sıcak evinde otururken. Yakacak almaya parası olmadığı için titreyen 687 bin ailenin dramını düşünmelidir.

Ekonomi tıkırında diyenlerin rahatını bozacağım için üzgünüm ama maalesef biz bu kadar zengin bir millet değiliz efendiler aklınızı başınıza devşirin. Bu saçmalığa bir son verin.


[1] Havalı deyince aklıma eski gırgır dergisi geldi Oğuz Aral Üstadın yönetimindeki. Havalı Rehvan diye bir karakter vardı. Bir de tabelası olurdu genelevin girişinde. Bizim medya plazalara da birer tane koymak lazım. Misal; "Havalı Ertuğrul 8.kat 43 numarada"

Mahalle Baskısı Değil, Asıl Rezillik Mahalle Kavgası

Çingene mahallesindeki kadınlardan daha seviyeli bir biçimde tartışmayı beceremeyen, başka bir ülkede olsa gazeteye çöpçü olamayacak kapasitede adamlar bizde büyük gazeteci oluyor. Medya rezillikleri üzerine bir başka yazıda konuşuruz da, ben olup biteni anlatayım size.

Şerif Mardin hocanın namı malum. Görüşleri ve yazdıkları ülke sınırlarını çoktan aşmış, sosyal bilimler alanında görüşleri her ülkede önemle takip edilen bir bilim adamı. Bu arada hatırlatın bir arada Şerif hocanın TÜBA üyeliği ile ilgili milli kepazeliğimizi anlatayım.





Neyse efendim, geçenlerde Hürriyet gazetesinin pek değerli mülakatçısı Ayşe Arman hanımefendi hoca ile bir röportaj yaptı. Bu röportajın, bizim düşünce özgürlüğüne sözde meraklı islamoliberal yazarcıkların kıyameti koparmasına sebep olan bölümü şöyle gelişti;

Yani bir gün Malezya olur muyuz, olmaz mıyız? "Olmayız" deyip, içimizi rahatlatır mısınız lütfen...

- Rahatlatamam. Çünkü olmayız diye bir söz veremem. Kimse veremez. Öyle dinamikler var ki dünyada, öyle tuhaf iç yapılanmalar, her şey olabilir. Endonezya’da 1960’larda kimse İslam’dan fazla bahsetmiyordu. Ama bugün Endonezya’da İslam, çok önemli bir siyasi güç olmaya başladı. Niçin ve nasıl böyle olduğunu da, Avrupa’da her gün kaleme alınan 100 bin makale anlamaya çalışıyor. Terörizm dendiğinde ne yazık ki din ve terör birlikte algılanıyor. Sadece nasıl geliştiği değil, nasıl bir arka bulduğu, sırtını nerelere dayadığı ve nasıl meşrulaştığı araştırılıyor...

Vaaay ! Sen misin bunu diyen. Daha üç gün önce yerlere göklere sığdıramadıkları hoca bir anda kötü adam oldu. Şimdi ne yapacaktı bu yazarcıklar ? Bu adam bir şeyden anlamaz desen, adamların boyu kadar kitabı makalesi ortada hocanın, oradan bir şey tutturamazlar. Tarafgirlik yapıyor deseler, daha üç gün önce Fettullah Gülen'i araştırma konusu yaptın diye övüyordun adamı ?

Neyse ki demokrasilerde çare tükenmez, mutlaka belden aşağı vurulacak bir açığı bulunur. Yoksa da yaratılır uydurulur. Yalandan kim ölmüş ? Bu gün bir çamur atarsın yarın o çamuru senden okuyan Mehmet senin yazıyı referans gösterip bir daha atar, üç gün sonra bizim balık hafızalı millet unutunca sen bu sefer Mehmet'in yazıyı refarans gösterir bi daha atarsın o çamuru, pislik de oynamaya alışmış kendileri, at çamuru izi kalsın. Zaten meraklı bizim memleket kim kiminle ne yapmış, kim kime nerde çakmış. Fehmi Koru'da öyle yapmış. Ha bire bir cambaza bak oyunu.



Bağımsız diye pazarlanan Soner YALÇIN , Cüneyt ÖZDEMİR ortak girişimi , internet televizyonu da bu çamuru isim vererek haber yapmış. Artık çıkar uğruna mı ? Reyting uğruna mı ? Orası arkadaşların vicdanına yada cüzdanına kalmış.

İyi de öbür mahalle boş durur mu ? Önce Ertuğrul Özkök, derken Mehmet Y. Yılmaz döktürdüler Fehmi'ye. Ama asıl İstiklal Marşı'nı tersten okutan Ahmet HAKAN oldu. Hem şu bizim internet televizyonuna hem de Fehmi'ye vurdu. Ama asıl eski mahallesindekilere öyle bir dizi çaktı ki , şimdi hepsi iki büklüm hela arıyor.

Fehmi, Şerif hocanın özel hayatını ima eder gibi olup oraya buraya pisliğini atınca, Ahmet de Akp'nin anayasasını hazırlayan, evli profesörünün komisyona sevgilisini aldığını ima etti.

Şimdi bu olaya yorum yazacağım yazmasına ama, neresinden tutsam elimde kalacak. Fehmi Koru dün boktu bu gün koktu. Onu anladık da, Ahmet Hakan yazıya öyle bi başlık atmış ki sanki koca profesörün sevgilisiyle sevişecek yeri yok, komisyon odasındaki masayı kullanmak için hatunu komisyona almış.



İsterdim ki ilk yorumum daha insani, daha seviyeli olsun. Ama bu herifler de ne insanlık var ne tartışma üslubu. Para , çıkar hırsı, kokuşmuşluk insanı yaşadığına yaşayacağına lanet ettiriyorlar şu güzel ülkede...

İlk Adım

Bu sitede günlük olayların, üç kuruşluk medyanın göstermek istemediği kısımlarını okuyacaksınız. Hayata dair denemeler bulacaksınız. Eğer herhangi bir görüşe veya ideolojiye körlemesine bağlıysanız, lütfen o küçük dogmatik beyninizi de alıp defolun.





Kimseyi mutlu etmek veya çok reyting yapıp para kazanmak amacıyla yazmıyorum. Doğru olduğuna gerçekten inandıklarımı yazıyorum. Hiç bir patrona minnet borcum yok, kimseden maaş almıyorum. Yazılarımla etkileyebileceğim bir kamuoyu da yok. Sadece kendim için yazıyorum. Eğer bildiğinizi sandığınız her tür doğruyu yıkacak kadar güveniyorsanız kendinize, ve yeni doğrular inşa edebilecekseniz yarın yeniden yıkmak üzere, YazıYORUM'a hoşgeldiniz.