Mahalle Baskısı Değil, Asıl Rezillik Mahalle Kavgası

Çingene mahallesindeki kadınlardan daha seviyeli bir biçimde tartışmayı beceremeyen, başka bir ülkede olsa gazeteye çöpçü olamayacak kapasitede adamlar bizde büyük gazeteci oluyor. Medya rezillikleri üzerine bir başka yazıda konuşuruz da, ben olup biteni anlatayım size.

Şerif Mardin hocanın namı malum. Görüşleri ve yazdıkları ülke sınırlarını çoktan aşmış, sosyal bilimler alanında görüşleri her ülkede önemle takip edilen bir bilim adamı. Bu arada hatırlatın bir arada Şerif hocanın TÜBA üyeliği ile ilgili milli kepazeliğimizi anlatayım.





Neyse efendim, geçenlerde Hürriyet gazetesinin pek değerli mülakatçısı Ayşe Arman hanımefendi hoca ile bir röportaj yaptı. Bu röportajın, bizim düşünce özgürlüğüne sözde meraklı islamoliberal yazarcıkların kıyameti koparmasına sebep olan bölümü şöyle gelişti;

Yani bir gün Malezya olur muyuz, olmaz mıyız? "Olmayız" deyip, içimizi rahatlatır mısınız lütfen...

- Rahatlatamam. Çünkü olmayız diye bir söz veremem. Kimse veremez. Öyle dinamikler var ki dünyada, öyle tuhaf iç yapılanmalar, her şey olabilir. Endonezya’da 1960’larda kimse İslam’dan fazla bahsetmiyordu. Ama bugün Endonezya’da İslam, çok önemli bir siyasi güç olmaya başladı. Niçin ve nasıl böyle olduğunu da, Avrupa’da her gün kaleme alınan 100 bin makale anlamaya çalışıyor. Terörizm dendiğinde ne yazık ki din ve terör birlikte algılanıyor. Sadece nasıl geliştiği değil, nasıl bir arka bulduğu, sırtını nerelere dayadığı ve nasıl meşrulaştığı araştırılıyor...

Vaaay ! Sen misin bunu diyen. Daha üç gün önce yerlere göklere sığdıramadıkları hoca bir anda kötü adam oldu. Şimdi ne yapacaktı bu yazarcıklar ? Bu adam bir şeyden anlamaz desen, adamların boyu kadar kitabı makalesi ortada hocanın, oradan bir şey tutturamazlar. Tarafgirlik yapıyor deseler, daha üç gün önce Fettullah Gülen'i araştırma konusu yaptın diye övüyordun adamı ?

Neyse ki demokrasilerde çare tükenmez, mutlaka belden aşağı vurulacak bir açığı bulunur. Yoksa da yaratılır uydurulur. Yalandan kim ölmüş ? Bu gün bir çamur atarsın yarın o çamuru senden okuyan Mehmet senin yazıyı referans gösterip bir daha atar, üç gün sonra bizim balık hafızalı millet unutunca sen bu sefer Mehmet'in yazıyı refarans gösterir bi daha atarsın o çamuru, pislik de oynamaya alışmış kendileri, at çamuru izi kalsın. Zaten meraklı bizim memleket kim kiminle ne yapmış, kim kime nerde çakmış. Fehmi Koru'da öyle yapmış. Ha bire bir cambaza bak oyunu.



Bağımsız diye pazarlanan Soner YALÇIN , Cüneyt ÖZDEMİR ortak girişimi , internet televizyonu da bu çamuru isim vererek haber yapmış. Artık çıkar uğruna mı ? Reyting uğruna mı ? Orası arkadaşların vicdanına yada cüzdanına kalmış.

İyi de öbür mahalle boş durur mu ? Önce Ertuğrul Özkök, derken Mehmet Y. Yılmaz döktürdüler Fehmi'ye. Ama asıl İstiklal Marşı'nı tersten okutan Ahmet HAKAN oldu. Hem şu bizim internet televizyonuna hem de Fehmi'ye vurdu. Ama asıl eski mahallesindekilere öyle bir dizi çaktı ki , şimdi hepsi iki büklüm hela arıyor.

Fehmi, Şerif hocanın özel hayatını ima eder gibi olup oraya buraya pisliğini atınca, Ahmet de Akp'nin anayasasını hazırlayan, evli profesörünün komisyona sevgilisini aldığını ima etti.

Şimdi bu olaya yorum yazacağım yazmasına ama, neresinden tutsam elimde kalacak. Fehmi Koru dün boktu bu gün koktu. Onu anladık da, Ahmet Hakan yazıya öyle bi başlık atmış ki sanki koca profesörün sevgilisiyle sevişecek yeri yok, komisyon odasındaki masayı kullanmak için hatunu komisyona almış.



İsterdim ki ilk yorumum daha insani, daha seviyeli olsun. Ama bu herifler de ne insanlık var ne tartışma üslubu. Para , çıkar hırsı, kokuşmuşluk insanı yaşadığına yaşayacağına lanet ettiriyorlar şu güzel ülkede...

Hiç yorum yok: